Kaslarımızı nasıl kuvvetlendiririz?

BİYOKİMYA Uzmanı Ayşegül Çoruhlu sağlıklı uzun yaşamın (longevity) sırlarını vermeye devam ediyor. SÖZCÜ TV’de İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Doktor Ayşegül Çoruhlu kaslarla ilgili önemli konulara değindi ve neler yapmamız gerektiğini anlattı.

Kaslarımız neden önemli?
Artık gerçekten her önümüze çıkan şeyde kas meselesi var. Tabii kadınlar için her zaman bir riskten bahsediliyordu, özellikle menopoz döneminde kas kaybının ne kadar olduğundan…Peki neden kaslarımızı kuvvetlendirmemiz gerekiyor? Uzun ve sağlıklı yaşamın sırlarından biri de bu mu?
Kaslar yaşlanınca kayboluyor
Normalde hayatın tamamında egzersiz yaparak kaslara yük bindirerek onları böyle hem volümlerini hem gerginliklerini hem güçlerini arttırmak çok güzel bir mantık. Ama ben şuna gelmek istiyorum: Acaba yaşlandığımızda kaslarımız niye kayboluyor? Çünkü yaşlılık ve kas kaybı birbirini takip ediyor. Kasa yük bindirdiğinde onu büyütmek için ittirme gücü veriyorsun, stimüle ediyorsun, bir de malzeme göndermen lazım. Yani en temelden gidersek, vücudun içerisinde zaten bir yapım yıkım döngüsü olduğu için her zaman bu proteinler dediğimiz şeyler aslında etrafta bir miktar oluyor.
40’lı yaşlarda değişim başlıyor
Bunun 1 biyokimyasal, 2 beslenmesel problemi var. Biyokimyasal problem şu, neden yaşlı oluyor hikayesi: Şimdi vücut enerji motorlarında, ki bu kaslarda da var ve bütün vücutta var, şekeri yakabilir, yağı yakabilir. Şeker de yakabiliriz, yağ da yakabiliriz. Fakat hep deriz ya 40’lı yaşlarda göbeğim kalınlaşıyor, belim kalınlaşıyor, daha çok tatlı yemek istiyorum, hatta yiyince enerjik hissetmiyorum. 40’lı yaşlarda çift motorluluk yağ ve şekerden daha çok şekeri yakmaya ve yağı az yakmaya dönüyor. Daha karbonhidrat temelli gidiyoruz. Bu bize bir sürü sorun yaratıyor.
Bizim hayatta kalma çabamız
Bu arada bir tane aslında normalde kullanmadığımız iyice A B değil C planı bir ham maddemiz var, o da kaslardaki proteinler. Yani vücut, basit cümle, vücut yağı yakamayacak kapasitedeyse şekere giderken sonra o proteine de gidecektir. Kilo oldukça şeker yakmak bile bozulduğu için kastan ham madde yakıt olarak seçilecek. Bu bizim hayatta kalma çabamız.
KENDİNİ YENİLEMESİ SİZE BAĞLI
Kasın yaşı olmayabiliyor. Siz onu dürtükledikçe o tekrardan kendini yenileyebiliyor. Yani hem kası yeniden toparlayabiliriz hem de o bizim yaşımızı gençleştirebilir. Asla iş işten geçmiş olmuyor. Spor yaparak ağırlıkla yükleme yaptığınız zaman kas lifleri gelişmek zorunda. Kendi içlerindeki o mitokondri dediğimiz enerji hücreciklerini arttırıyorlar çünkü sen oraya yük vermişsin. 40’lı yaşlardaki bel ve göbek bölgesindeki yağdan kurtulmak için gece açlığını da egzersiz rutinimize eklememiz lazım. Demek ki kilosu bel ve göbek bölgesinde, iç organlarında olmayanların kaslarını koruma olasılığı daha yüksek çünkü bu metabolik bir dürtme.
Sindirememek büyük sorun
Günümüzde bir tane daha sorun var, bağırsağın kendisi de problemli olduğu için o içeri girmemiş proteinler sızdıran bağırsak hikayesiyle içeri girdiklerinde otoimmün reaksiyonlar veya lokal reaksiyonlar yapıyorlar. Yani aslında şöyle bir şey: Ben glutene duyarsız olurdum bağırsağım sapa sağlam, enzimim sağlam olsaydı. Burada kastan ayrıldık. Proteini pankreas enzimleri yeterince küçük parçaya ayrılmazsa emilip kasına gidemiyor. İkincisi de sende gıda duyarlılığı ve bütün hassasiyetleri yapabilir. Demek ki sindirememek de sorun. Hani içeri girmedi tamam ama onun orada olmaması da sorun. Diyelim ki 30’umda da 50 kiloydum ama o zamanki biyolojim yer çekimine karşı beni yukarıda tutuyordu. Şimdinin 50 kilosunda bile olmuş olsam yer çekimi bir miktar onu aşağıya doğru çekecek yüzün gibi, kasların gibi. Sen de yukarıdan ağırlık yapıp ona direniyorsun.
Proteini 3’e bölerek destekle
Aslında biz ağırlığı böyle yukarı kaldırırken yer çekimini arttırmış oluyoruz, yani yer çekimine karşı o hareketi yapmış oluyoruz. Yani bakarsan bağ, bakmazsan dağ konusu herhalde kaslar ve kemikler için… Geç kalmak diye bir şey yok ama onun da bir ortası falan olmalı. Bizim konumuz günlük hayatta hani haftada bir iki spora gidiyorum ya da işte biraz evde çalışıyorum, azıcık daha kasımı arttırayım, bunun için de çok protein yiyeyim. İşte buradaki konumuz şu: Çok değil, 3’e böl, onları destekle ki hedefe gidebilsinler.
Pankreas görevini tam yapmadığında proteinler boşa mı gidiyor?
İçeriye giremeyenler bağırsakta kalıyor. Bağırsakta kalanı eğer flora iyi değilse, prebiyotikleri o yüzden öneriyoruz, onu çürütüyorlar. Çürümüş et kokusu gibi düşünün, dışkının kokusunun en fena olduğu durumlar onlar oluyor. O lokal bir konuyken, eğer sizde eğer bağırsaklarınız iyi değilse, o sindirilmemiş protein parçaları içeri girdiğinde gıda duyarlılığı dediğin olayı gıdadan bağımsız yaratmış oluyor. O zaman bağırsağında lokal inflamasyon oluyor ve vücuda da yayılabilir. Sindirilemeyenler böyle. De ki sen kasın kullanacağından fazlayı yedin hem de sindiriyorsun. Fazla proteini içeri giren, yani parçalanmış hepsi girmiş ama fazlalar. “Ne olur?”un cevabı, işte gene öğünlere bölmenin amacı o, fazla proteinden N harfi, proteini anlatan bir molekül, deaminasyon denen bir yöntemle ayrılır. Onu ayırdığında, bunu karaciğer yapar, onu ayırdığında o molekülü yağdan veya karbonhidrattan ayıramazsın. O da CHO olur. Yani fazla protein de gider şeker üstünden, yağ üstünden depolanır.
Bu sizin kuralınız olsun
Ağzıma et koydum, döner koydum, işte köfte koydum, 20 kere çiğnemeden göndermeyeceğim. Bir onu yapalım et ve balık için. Bir de öğünlerde hangisinde ne kadar protein var bakalım. Sabah alındı mı, öğlen alındı mı yoksa hepsi akşama mı kaldı? Akşama kalanlar lezzetli olsa bile kas havuzuna yazmayacak. Bir de bence hissiyatımıza bakalım. Yani ne kadar düz bir karınla yaşayabiliyoruz protein yediğimizde, ne kadar rahatsızız? Rahatsızlık büyükse de onun için destek almak lazım.








